تجاوز إلى المحتوى الرئيسي

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) Rektörü ve Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Şeref Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, “Geçmişten Günümüze Türkiye-Suriye İlişkileri Kolokyumu” kapsamında düzenlenen “Felsefe ve Kültürel Yapı” başlıklı birinci oturumda, Şam ile Anadolu arasındaki düşünce ve kültür ilişkilerini Fârâbî ve İbnü’l-Arabî’nin felsefi mirası üzerinden değerlendirdi. Arıcan, “Bâbüssağîr’den Sâlihiyye’ye: Şam’ın İki Hakîmi Fârâbî ve İbnü’l-Arabî – Medîne-i Fâzıla’dan İnsân-ı Kâmil’e Hikmetin Şam-Anadolu Güzergâhı” başlıklı bildirisinde, iki düşünürün fikir dünyaları arasındaki süreklilik ve farklılaşmaları ele alarak ortak düşünce mirasının akademik iş birlikleriyle geleceğe taşınmasına yönelik öneriler sundu.

Şam Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde gerçekleştirilen oturumun başkanlığını Mehmet Sadık Gür, çevirisini ise Mehmet Sıddık Yıldırım üstlendi. Arıcan’ın sunumu, İslam düşünce tarihinin iki önemli ismi Fârâbî ile İbnü’l-Arabî’nin Şam’daki hatıralarından hareketle felsefe, tasavvuf, ahlak ve siyaset düşüncesinin Anadolu’ya uzanan tarihsel seyrini ortaya koydu.

Şam, Ortak Hikmet Mirasının Önemli Bir Durağı

Prof. Dr. Arıcan, bildirisinde Fârâbî’nin Bâbüssağîr, İbnü’l-Arabî’nin ise Sâlihiyye ile özdeşleşen hatıralarını, farklı dönemlerde şekillenen iki hikmet anlayışının ortak bir düşünce havzasında buluşması üzerinden yorumladı. Fârâbî’nin el-Medînetü’l-fâzıla adlı eserini Şam’da tamamlaması ile İbnü’l-Arabî’nin Fusûsu’l-hikem adlı eserini yine bu şehirde kaleme almasını, Şam’ın İslam düşünce tarihindeki konumunu gösteren önemli örnekler olarak değerlendirdi.

Fârâbî’nin akıl, hayal, nübüvvet ve siyaset arasında kurduğu bütünlüğün sonraki yüzyıllarda yeni yorumlarla geliştiğini belirten Arıcan, bu düşünsel birikimin İbnü’l-Arabî’nin hayal âlemi ve insân-ı kâmil anlayışında farklı bir metafizik çerçevede karşılık bulduğunu ortaya koydu. Arıcan, iki düşünür arasındaki ilişkiyi doğrudan bir etkileşimden ziyade, ortak kavramların farklı düşünce gelenekleri içinde dönüşmesi ve yeniden yorumlanması bağlamında ele aldı.

Fârâbî’den İbnü’l-Arabî’ye, Şam’dan Anadolu’ya

Bildiride, Fârâbî’nin “medîne-i fâzıla” ve “reîs-i evvel” kavramları ile İbnü’l-Arabî’nin “insân-ı kâmil” anlayışı karşılaştırmalı olarak incelendi. Fârâbî’nin erdemli toplum ve siyaset düşüncesiyle İbnü’l-Arabî’nin tasavvufî metafiziği arasındaki ortaklıkların yanı sıra, aklın bilgi üretimindeki konumu ve hayalin mahiyetine ilişkin farklılıklar da ele alındı.

Arıcan, Şam’da şekillenen bu düşünce mirasının Anadolu’ya uzanan yolculuğunda Sadreddin Konevî, Dâvûd-i Kayserî ve Molla Fenârî gibi isimlerin tasavvufî metafiziğin aktarılmasında; Nasîrüddîn Tûsî, Celâleddîn Devvânî ve Kınalızâde Ali Efendi’nin ise ahlak ve siyaset düşüncesinin gelişmesinde önemli rol oynadığını vurguladı.

Bu tarihsel güzergâhın dikkat çekici halkalarından biri olarak Kınalızâde Ali Efendi’nin Ahlâk-ı Alâî adlı eserini 1564 yılında Şam kadılığı sırasında kaleme almasına işaret eden Arıcan, Fârâbî’nin erdemli şehir tasavvurunun yüzyıllar sonra yine Şam’da Osmanlı Türkçesiyle yeniden yorumlanmasının ortak düşünce mirasının sürekliliğini gösterdiğini belirtti.

Ortak Hafızadan Kalıcı Akademik İş Birliğine

Bildirinin sonuç bölümünde Arıcan, Türkiye ile Suriye arasındaki tarihî ve kültürel bağların bilimsel çalışmalar aracılığıyla güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Fârâbî’nin Şam’daki kabir yerinin tarihî kaynaklar, Osmanlı arşivleri ve saha araştırmalarıyla belgelenmesi; Fârâbî’nin eserlerinin Arapça ve Türkçe karşılaştırmalı neşirlerinin hazırlanması; Fârâbî’ye nispet edilen Fusûsü’l-hikem ile İbnü’l-Arabî’nin aynı adlı eserinin karşılaştırmalı incelenmesi ve Şam’daki ilgili yazma eser koleksiyonlarının ortak bir dijital katalogda bir araya getirilmesi gibi öneriler sundu.

Arıcan ayrıca Türkiye ve Suriye’deki üniversiteler arasında lisansüstü öğrenci ve araştırmacı hareketliliğinin geliştirilmesini, ortak araştırma programları ve dönemsel yaz okulları düzenlenmesini önerdi. Bu çalışmaların, iki ülkenin ortak ilmî mirasını daha kapsamlı biçimde araştırmaya ve akademik iş birliğini kalıcı hâle getirmeye katkı sağlayacağını ifade etti.

Oturumda Diğer Bildiriler de Sunuldu

Oturumda Prof. Dr. Bekri Alâeddin, İbnü’l-Arabî’nin Kitâbü’l-Câzib el-Gaybî ilâ el-Cânib el-Garbî adlı eserini ortak hafıza çerçevesinde ele aldı. Prof. Dr. Muhammet Enes Kala, Kınalızâde Ali Efendi’nin Ahlâk-ı Alâî eserinin günümüz açısından anlamını değerlendirirken Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Sadık Gür ise İbnü’l-Arabî’nin tasavvufî söylemdeki dönüştürücü rolünü ve Anadolu düşüncesine etkilerini inceledi.

Oturumda sunulan bildiriler, Türkiye ile Suriye arasındaki ortak felsefe, tasavvuf, ahlak ve kültür mirasının tarihsel sürekliliğini farklı açılardan ele alırken bu birikimin günümüz akademik çalışmaları ve uluslararası iş birlikleri için taşıdığı imkânları da ortaya koydu.

Tarih
24/10/2026, السبت , 15:54:53
Resim
Resimler
Başlık

Bâbüssağîr’den Sâlihiyye’ye: Şam’ın İki Hakîmi ve Anadolu’ya Uzanan Hikmet Geleneği

Hizmetlerimizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için sadece zorunlu çerezler kullanıyoruz.

asbu.edu.tr' yi kullanarak çerezlere izin vermiş olursunuz.